ahmet bÜyÜkabacI

Klinik Psikolog Ahmet Büyükabacı'nın Kişisel Web Sayfası


Gözden Irak Olan

Yüzümüze, insanlık tarihi boyunca hiç bu kadar maruz kalmamıştık. Evrimsel olarak kendi yüzümüzü görecek şekilde dizayn edilmedik. Buna rağmen bir canlının belirli yansıma araçlarını (su birikintisi, parlak nesneler, ayna) kullanarak öz farkındalığını tasdik etmesi önemli bir zeka belirtisi ve insan dışında sadece sayılı hayvan türü bunu başarabiliyor. İnsanın aynayı kullanması aynı zamanda benliğinin gelişmesinde de etkili. Ben üzerine şekillenen bilinç, ayna sayesinde bu Ben’i maddeleştirebiliyor. Bebeklerin doğumdan sonra iki yıl boyunca aynada gördüğü kişiyi tanımamaları, benlik gelişimiyle birlikte bunu yapabilmeleri buna güzel bir örnek. 

Madem yüze bakmak bu kadar önemli, neden kendi yüzümüze “maruz kalalım”. Olumsuz bir tınlama içermesine rağmen bu kelime seçimini bilinçli bir şekilde yaptım çünkü aynaya bakmanın insan zihni için radyasyon-vari bir etki yarattığını düşünüyorum. Radyasyon dediğim zaman şu an tıpta yoğun bir şekilde kullanılan x ışınlarını kastediyorum. X ışınlarının tıp açısından büyük bir önemi var, bu şekilde insan bedeni cerrahi işlem olmadan incelenebiliyor ama aynı zamanda olumsuz sonuçlar yaratabiliyor. Ne kadar çok röntgen çekilirse, iyonize olmuş atomlara beden o kadar maruz kalıyor ve hücre ölümü, aşırı hücre bölünmesi gibi istenmeyen etkilere sebep olup kansere yol açıyor. Ruh sağlığının bozulması bu kadar net göstermiyor kendini, ancak zihinsel sağlık(sızlık) ve ayna arasında gözden kaçamayacak kadar belirgin işaretler var. 

Birinci örnek artık herkesin aşina olduğu narsisizm. Narsisizm adını suda yansımasından öyle etkilendiği için gözünü alamayarak boğulan mitolojik karakter Narcissus’tan alır. Narsisizm (bilimsel adıyla Narsisistik Kişilik Bozukluğu(NKB)) temelinde kişinin kendisinden başka bir canlıya dikkatini verememesinin patolojik durumu olarak basitleştirilebilir. O kadar ki Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite (DEHB) ile NKB arasında ilişki bilimsel yazının da konusu olmuştur. İronik olarak DEHB’na sahip kişiler bazı aktiviteleri yoğun bir odakla yapabilirler. Bu duruma hiper odak adı verilir. Dolayısıyla narsist kişilerin kendilerine gösterdikleri bu dikkati hiper odağa benzetebiliriz. NKB’nin ileri seviyelerinde görülen kişinin başkalarına karşı sevgi, merhamet, empati duymaması bir yetenek meselesi değildir. Tıpkı karanlık bir ortamda yüzüne ışık tutulan birinin etrafındakileri görmemesi gibi, narsist de kendi ışığından (zannettiği ışıktan) başka nesneleri göremez. Yukarıda da bahsettiğim gibi kendi yüzümüzü görecek şekilde dizayn edilmediysek ve görüşümüz sadece bizden başkalarını kapsıyorsa kişi kendisine nasıl hiper odaklanır? Ayna bu ihtiyacı karşılar. Narsist bir kişi sürekli olarak aynayı kullanarak kendisine ışığın hala orada olduğuna güvence verir. 

https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=25450745

Yukarıdaki örnekte ayna bir onay mekanizması olarak çalışır. “En iyi benim” cümlesini kişi ayna yardımıyla sürekli onaylar. İşin garip tarafı bu onay mekanizmasına ihtiyacımız var. Bu sebeple narsisizm psikolojik sağlamlık için uygun seviyelerde gereklidir. Kişinin özdeğerini ve özgüvenini dolayısıyla işlevselliğini koruması elzemdir. Çünkü “en iyi benim” cümlesi “en kötü benim” cümlesinden çok daha nadir söylenir ve çok daha sık onay arar. Beden dismorfik bozukluğu (BDM), kişinin bedeninde normal veya minimal bir kusura karşı takındığı aşırı tutumu belirtir. Bu tutum takıntı olarak nitelendirilebilir. Öyle ki, Ruh Sağlığı Tanı El Kitabı’nda (DSM) BDM Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ana başlığı altında yer almıştır. Takıntı (obsesyon), sürekli ve rahatsız edici şekilde gelişen düşüncelerdir ve bu düşüncelerin verdiği rahatsızlığın giderilmesi için adeta dürtüsel bir şekilde (kompulsif) belirli davranışlar yapılır. Eğer BDB, OKB’nin altındaysa takıntılı düşünceler “bedenim iğrenç ve ben çok çirkinim” olacaktır. Bu düşünceye verilen kompulsif tepki ise aynaya bakmaktır. Bedeniyle ilgili sağlıksız tutumlara sahip kişilerin %80’i sıklıkla ve anlamlı olarak uzun süreler boyunca ayna karşısında zaman geçirdiği belirtilmektedir. Anlaşılacağı üzere ayna tıpkı narsist kişilerde olduğu gibi bir onay mercii olarak başvurulur ancak bu durumda kişi ne kadar “kusurlu” olduğuna ayna karşısında onay arar.

https://erindavisrd.com

Verilen bu iki örnek insan zihninin aynayla olan ilişkisinde oluşabilecek sağlıksız sonuçları görmek açısından önemli. Bu yazının başında insanlık olarak kendi yüzümüze hiç bu kadar maruz kalmadığımızdan bahsettim. Eskiden parlak yüzeyler, su birikintileri, sonra cam aynalar ve normalleşmesi ile birlikte günlük hayatın ayrılmaz bir parçası ola gelen aynalar, dolayısıyla kendimize bakmak cep telefonları ve ön kameranın icadıyla birlikte tavan yaptı. “Selfie” kültürü kendimize bakmayı kolaylaştırdı ve bunun bir ihtiyaç haline gelmesinde yardımcı oldu. Narsisizm veya beden dismorfisinde yer alan onay alma ihtiyacı instagram gibi sosyal medya araçları sayesinde en üst seviyelere ulaştı. Özellikle filtreler ile birlikte gerçeklik algısının da manipüle edildiği bu dönemde bir çernobil faciasında yayılan radyasyona eş değer bir yıkıma zihnimiz maruz kalma potansiyeline sahip ve ne yazık ki çoğu genç (özellikle ergenlik çağındaki kız çocukları) bundan en fazla zarar gören kısım oluyor.

https://www.familiesmagazine.com.au

Elbette aynanın bizi narsist yapacak veya bedenimizden nefret etmemizi sağlayacak özel güçleri yok. Ayna bir araçtır ve doğal olarak nasıl kullanılıyorsa o işe yarar. Bizim aynanın radyoaktifliğinden etkilenmemize sebep olan şey kendimiz, çevremiz ve dünyamız ile ilgili tutum ve düşüncelerimizdir. Buralarda oluşabilecek düşünce hataları ve yanlışları bizim hayatımızı sağlıklı bir şekilde yaşamamıza engel olacaktır. Doğal olarak önemli olan aynaya bakmamız değil baktığımızda gördüklerimiz ile ilgili ne düşündüklerimizdir. Eğer gördüğümüzden nefret ediyorsak, tiksiniyorsak veya ondan daha güzel bir şey görmediğimizi ve kimsenin ona yakışamayacağını düşünüyorsak, zihnimiz parçalanmaya başlar. Hayat dengede yaşandığı zaman anlaşılabilen bir süreçtir. Düşüncelerimizin de aynı dengede kalması önemlidir. Arada bir aynaya göz atıp saçlarımızı düzeltmekte bir sorun yoktur ama aynaya bakmamız gerekiyorsa fazlaca radyasyona maruz kalmış olabiliriz.



Yorum bırakın

Hakkımda

Klinik Psikolog Ahmet Büyükabacı. Bilkent Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun, Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans programını tamamlamış. Ankara’da özel bir klinikte psikoterapist olarak çalışır. Baba, eş, amatör felsefeci. Yazmayı, okumayı, gereğinden fazla düşünmeyi, gereğinden az konuşmayı, fazlaca dinlemeyi sever. Onu öldürmeyen şeylerin güçlendirdiğine inanır.

Haber bülteni