Belki de ülkemizde (Freud ve Pavlov’dan sonra) adı en çok anılan sosyal bilimci Abraham Maslow (1908–1970) ve onun ünlü çalışması ihtiyaçlar hiyerarşidir. Artık genel kültür seviyesinde bilinen bu çalışmada Maslow, insanın bedensel ihtiyaçlarının her şeyden önce geldiğini, sonrasında güvenlik, ait olma, özdeğer ve kendini gerçekleştirme olarak “tam insan” sürecinde talep edilen istekleri sıralamış.

Peki terapi bu piramidin neresinde? Piramide baktığımızda aşağıdan yukarı çıkarken isteklerin somut kavramlardan soyut kavramlara (ve hatta nesnelden öznele) doğru olduğunu görüyoruz. Bu da demek oluyor ki en aşağı kısımda herkes için geçerli, yani hiçbir değişkene (din, dil, kültür, sosyo-ekonomik seviye, duygu, düşünce) göre değişiklik göstermeyen kavramlardan bahsediyoruz. Bu da bahsedilen ihtiyaçları zorunlu kılar. Yani hayatta kalmak için bunlar elzemdir. Doğal olarak akla şu soru gelecektir: hayatta kalmak terapinin konusu olabilir mi? Bunu daha iyi anlayabilmek için travma kaynaklı patalojileri incelemek gerekir. Örneğin travma sonrası stres bozukluğunu (TSSB) ele alalım. Tanı ve tedavi travmanın sonrasını ele alır, travmanın öncesini değil. Yani hiçbir travma tedavisi travmayı önleyici değildir. Hatta travma yaşanmadan, bu tedaviler gerekli olmayacaktır. Özetle terapi temelinde yaşam olaylarının birey tarafından bilinçli veya bilinçsiz şekilde nasıl yorumlandığını ele alır. İhtiyaçlar hiyerarşisinde aşağı kısımda yer alan zorunlu ihtiyaçlar yoruma gerek duymaz. Bu, bize zorunlu ihtiyaçlar karşılanmadan yapılacak terapinin anlamsızlığını gösteriyor. Bununla ilgili bir anektod hatırlıyorum. Tükenmişlik ile ilgili yapılan bir çalışmada bir terapist, kişinin tekrara düşmüş olan işinden uzaklaşması ve bakış açısını değiştirmesi gerektiği minvalinde önerilerde bulunur. İzleyicilerden biri ayağa kalkar ve “kocası tarafından terk edilmiş, üç çocuğuna bakmak zorunda olduğu için iki işte çalışan bir kadının sıkıntısını hangi bakış açısı giderebilir?” diye sorar.
İşleri biraz karıştıralım. Diğer ihtiyaçlara baktığımız zaman arkadaşlık, aile, özsaygı, başarı gibi herkes için aynı anlama gelmeyen kavramları görüyoruz. Bunlar terapinin konusu olabilir mi? Saydıklarımızın varlıkları da yoklukları da terapinin konusu olabilir. Yoklukları kelimesinin altını çiziyorum. Ailesi bebekliğinde onu terk etmiş bir yetişkinin, hayatında başarısızlıklar içinde olduğunu düşünen veya arkadaşlık kuramayan birinin ihtiyaçlarının karşılandığı söylenemez. Ancak bu kişiler durumlarını düzeltmek için terapiye gelebilirler. Bu da nefes alma ve sağlık gibi ihtiyaçların yoklukları hayatta kalmayı engellerken, diğer ihtiyaçların yokluklarının yaşamsal bir tehlike oluşturmadığını ancak hayat kalitesini düşürdüğünü gösteriyor. Buna bir de algı faktörünü ekleyebiliriz. Yokluğun nasıl yorumlandığı da önemli, çünkü başarı, sevgi gibi kavramlar beklentiyle de endeksli çalışıyor. Kimine göre oldukça başarılı ve sevilen bir kişi kendisini başarısız atfedebilir. O yüzden bu ihtiyaçların sadece varlığı ve yokluğu değil, varlığın ve yokluğun görecesi de önemli hale geliyor.
Butün bu bilgiler şunu gösteriyor ki, terapi bütün bu ihtiyaçların etrafında bir yerde kendisine yer bulmuş durumda. Zorunlu ihtiyaçların karşılanmasında değil ama karşılandıktan sonrasında, bazı ihtiyaçların elde edilmesinde veya fark edilmesinde, gerçekleşmeyen bir istekle baş etme süresince terapinin konularını görebiliyorum. Hali hazırda kendini gerçekleştirme zaten bir sonuç değil süreç olduğu için başka bir yazının konusu olacak kadar geniş bir kavram. Dolayısıyla ben terapiyi bu piramidin hiçbir yerine koyamıyorum. Bundan dolayı terapinin bir ihtiyaç değil, ihtiyaçların ele alındığı, ne anlama geldiği ve nasıl yorumlandığı fark edildiği, karşılandığı, karşılanmayanların etkilerinin üzerinde durulduğu bir “ihtiyaç ihtiyacı” olduğunu savunuyorum. Bir diğer deyişle Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisinde üst bir kavram olarak yer almalıdır.

Başlıkta yer alan sorunun yazdıklarım ile alakasını merak edebilirsiniz. Bir terapi ne kadar sürmeli sorusunu kendime sorduğum zaman aslında bu sorunun sadece bir cevabı olmadığını fark ettim. Çünkü eğer kişi ihtiyaçlarının karşılanmadığını hissettiği zaman terapiye gelmeliydi ve bu süre kimse için aynı değildi ve olamazdı. Dolayısıyla terapinin ne kadar süreceği, onu sürdürme isteğiyle alakalı olmalı. Sürdürme isteği ise ihtiyaçlarının ne kadar terapiye ihtiyaç duyduğu ile belirlenmeli. Bu kimi için bir ay, kimiyse ömür boyu. Psikiyatrist ve psikoterapist Irvin Yalom hayatının belli dönemlerinde toplam 10 yılı aşkın süre boyunca terapi aldığını belirtiyor. Bu terapilerin bazıları, sorun çözümü, bazıları kendini tanıma bazıları da hayatı anlamlandırma amacıyla yapılmış. Yalom’un terapilerin bu değişken yapısını benimsemesinin “ihtiyaçlar ihtiyacı” teorimi desteklediğini düşünüyorum. Sözün özü, terapinin ne kadar süreceği sorusunun belirli bir cevabı yok. Ancak eğer bir soru sorulması gerekiyorsa şu soru sorulabilir, “ihtiyacım var mı?”

Yorum bırakın